| Bu hafta nereye gidilir diye düşünürken her şey ne kolay oldu bilseniz...Sapanca'da Off-Road yarışlarını izlemek isterken yollar kötüdür yağmur nedeniyle çamur olur çıkılmaz diyip Anakamp'tan Levent bey ile haberleşiyorum....Ne iyi etmişim ne kadar doğru karar vermişim..Şans biraz da... |
| Anakamp'ı ve diğer kampçıları internetten takip ediyordum sitelerinden...Bambaşka bir oluşum bu...Daha önce organizasyon yapmışlar ve cumartesi sabahtan yola çıkacaklar. Cumartesi günü öğleden sonra hızla İstanbul’dan uzaklaşıp, Adapazarı'ndan alışverişi tamamlayıp tarif almak için arıyorum Levent beyi, “etiniz hazırsa, mangal yanıyor “diyor...Poyrazlar köyünün hemen yanında milli parkta kamp yapacağız...Muhteşem manzarası olan bir gölün kıyısındayız...Bütün kampçılar sımsıcak bir selamla karşılıyorlar...Çadır kuracağımız yer hazır...Çok hızlı hareket ediyoruz...Isıtıcımız yok, gece soğuk oluyormuş...Hemen Levent bey yetişiyor Demirdöküm-trumatikle :))) Etlerimiz hazır, mangal yanıyor, kamp alanında şu an mevsim sonu olması nedeni ile kapalı olan lokantaya oturuyoruz...Uzun bir masa hazırlanmış...Lokantanın sahipleri izin vermişler burayı kullanmamıza...Tekrar selamlaşıyoruz, hemen elimize mezeler tutuşturuluyor...Çok sıcak ve samimi bir ortam var...kendinizi uzakta tutmanıza izin vermiyorlar...Müzik başlıyor...her sorun pratik ve basit bir şekilde çözümleniyor..Tek amaç var, birlikte doğada huzurlu eğlenmek...İki tane küçük kampçımız var elif ve pelin...hiç sorun çıkarmadan yatıyorlar yemek sonrasında...Ne kaprisleri var ne de bahçe salıncağında yatmam diye huzursuzlukları...Horon tepiliyor, şarkılar söyleniyor, dans ediliyor...Hatta şarkı yarışması bile yapılıyor...Herkes çok keyifli...Kamp ateşinin başında 6 kişilik gençler topluluğu ellerinden tutulup zorla getiriliyor yanımıza....Şarkı yarışmamıza katamıyoruz onları ancak çerezlerine el koyuyoruz...Artık gece ilerliyor ve kamp ateşi etrafında oturma vakti... |
| Gece keyifli, yorgun ama mutlu bir şekilde uykuya çekiliyoruz...Pazar sabah erkenden başlıyor günümüz.. akşamdan ateş kalmış biraz...mangalı yakıyoruz ve herkes sırayla uyanıyor...Bu duyguyu anlatmak çok zor...yaşamak gerek...Karavanların kapısı açıldıkça gülümseyerek bakıyor insanlar..herkes birbirini selamlıyor...yardımlaşıyorsunuz her ne yapıyorsanız...zaten siz yardım istemeden birisi hemen yanınızda oluyor... |
|
Bütün gün tembellik ediyoruz, sohbet, tavla vs...gençler şileye gidecekler..onları yolcu ediyoruz...ama karavanın yeri hiç boş kalmıyor..yeni kampçı doslarımız katılıyor...Akşam yine uzun masanın etrafında şarkılar sohbetler, yarışmalar...Ve kamp ateşinin sıcaklığında gece sohbeti...Pazartesi sabahı için plan yapılıyor...kahvaltı yapılacak ve şile de balık yiyeceğiz.. Gece yağmur başlıyor...Çadır bu ilk yagmur sınavından başarıyla geçiyor...Sabah biraz puslu hava..Kahvaltılar ediliyor, etraf toplanıyor, tertemiz bir şekilde bırakılıyor ...şimdi yola çıkma zamanı...Şile de Karyat’da balık yiyeceğiz... |
| Kampta bulunanların büyük kısmı uzun zamandır tanışıyor ve bir oluşum içindeler...Anakamp olarak örgütlenmeye çalışılıyor...Kampçılığa sadece bir tatil olarak bakarsanız zevk alamazsınız...Bir yaşam biçimi...Basit ve sade bir yaşam bu...Birlikte olmanın, “birlikte tatil yapmanın” en güzel biçimi...Otelde, pansiyonda kalıp birlikte tatil yapılmıyor işte... |
| Sevgili dostlar; Fehmi, Beysun, Ayşe, Soner, Dilek, Hakan, minikler Elif ve Pelin, Levent, Timur (namı-diğer "albayım"), Nur , Seçkin ve gençler grubu, Nermin, Ferhat , kısacık bir zaman yanımızda kalan Mustafa Bey...Çok keyifli bir tatildi...Sizleri tanımak çok güzeldi...Yeni yerlerde yine kamp ateşinde.... |
| Mutlu kalın ve Istanbul'dan uzak kalın.... |