Eski
Yunan’da tanrıların başı Zeus, insanlığa en değerli armaganı veren
tanrı ya da tanrıçanın yeni kurulan şehrin hükümdarı olacağını ilan
eder. Bunun üzerine deniz tanrısı Poseidon barış ile bilgelik tanrıçası
Athena mücadeleye girişirler. Poseidon, üç dişli çatalını bir kayaya
saplar ve insanları uzak yerlere götürücek, savaşlar kazanacak olan “atı”
yaratır. Athena ise mızrağını yere saplayarak bir “zeytin ağacına” dönüştürür.
Şehir halkı bu zeytin agacının büyük bir zenginlik ve bereketin kaynağı
olduğuna karar verir ve Athena’nın onuruna şehre “Atina” adı verilir.
Bütün
zeytin ağaçlarının Athena’nın yarattığı bu zeytin ağacından çoğaldığı
söylenir.
Herkül’ün
silahı, zeytin dalından, Davud Abşalom’dan kaçarken Kudüs’ün doğusunda
ki Zeytinlik Dağı’nın yamaçlarına tırmanmış.
İsa’nın son nefesini verdiği Gethsemani Bahçesi, bu dağın eşiğinde. Çarmıha
gerildiği haç bile zeytin ağacındandır.
Zeytincilik,
Kartaca’lılardan önceki devirlere kadar uzandığı bilinmektedir. İzmir
Buca’da İyonlardan kalma zeytinyağı atölyesi kendi içinde tekniğin
ilerleyişini, kırmayı takip eden pres sistemini, karasudan yağın sürekli
ayrışım sistemi ve toplama kanallarını 4000 yıl önce de zeytinyağın
kaliteli üretim için tedbirler alındığını ve ticaretinin yapıldığını
göstermektedir.
Zeytin
ağacı, tarihin her aşamasında Akdeniz’de kurulan bütün uygarlıkların
vazgeçilmez bir parçasını oluşturmuştur. Zeytin’in anavatanı Güneydoğu
Anadolu’dur ancak zaman içinde önce
Akdeniz kıyıları ve daha sonra Asya ve Amerika ile dünyaya yayılmıştır.
Beyaz bir güvercinin Nuh’un gemisine tufan sonrası ilk canlılık belirtisi olarak zeytindalı getirmesi nedeniyle, yıllardır zeytindalı barışın simgesi olarak kabul edilmiştir.
Antikçağda,
olimpiyatlarda başarı kazanan atletin başına zeytin dalından yapılmış taçların
takıldığı bilinmektedir.
Zeytin’den
en eski yağ elde etme yöntemi , zeytinlerin önce ayakla ezilmesinin ardından
sıcak su ile yağının alınması şeklinde olduğu günümüze kadar gelen
bilgiler arasındadır. Daha sonra ise insanlık zeytini iki taş arasında
ezmeye dayanan yöntemi keşfetmişlerdir. Bu yöntem az da olsa günümüzde
hala kullanılmaktadır. Dev silindir granit taşlar zeytinleri pelte kıvamına
gelinceye kadar ezer, daha sonra hamur haline gelmiş zeytinler yassı torbalara
doldurulup üst üste yığılır. İşte bu noktada en doğal haliyle zeytinyağı
kendini bırakmaya başlar.Buna “Sızma” zeytinyağı adı
verilir.
Daha sonra aynı zeytin hamuru sıcak su verilerek iki kez daha sıkılır, Sıkılma
sonucunda akan sıvı bekletilir ve
zeytinyağının karasulardan ayrışması sağlanır. Bu aşamada zeytinyağı
kendiliğinden suyun üstüne
çıkar. Gün ışığından uzak bir süre bekletilip
dinlendirilen zeytinyağı daha
sonra pamuk filtrelerden geçirilip sişelenir. Günümüzde ise
hidrolik presler kullanılmakta ve en modern yöntem olan kontinü
tesislere geçilmiştir.
Bir
zeytin: 0,76 protein, %14 yağ, %8.5 karbonhidrat içerir.
Zeytinyağında,
oleni, E vitamini, hidrokarbonlar, linolik, palmitrik ve stearik asitler
bulunmaktadır.
İçkinin
fazla kaçırıldığı günün ertesinde mide yanmalarını önlemek için bir
kaşık zeytinyağı içirilmesi tesviye ediliyor.
Anadoluda;
Böcek sormalarına karşı yine birkaşık zeytinyağı ve bir yumurta ile hazırlanan
merhem , yaraların tedavisinde ise şarapla karıştırılarak kullanılır.
Kabak yaprakları ile eklem ağrıları, kılıç otuyla yanıkları tedavi
edilmektedir. Zeytin yaprakları suyla kaynatıp gargara
yapılarak, diş etlerinin sızılarını dindirmek için kullanılmıştır.
Kaynak: www.zeytinim.com / www.iznikdefteri.com
Derleyen : Z.K.